Modals 2

MODALS

 

Modal denilen yardımcı fiiller duygularımızı yansıtmamıza yarayan, gereklilik, zorunluluk, olasılık, izin verme gibi durumları anlatan can, shall, must, ought to gibi sözcüklerdir.

Öncelikle söylenmelidir ki, bir modal öznesine göre değişiklik göstermez, ve “ought to” dışındakileri her zaman fiili yalın halde alır.

 

I)GEREKLİLİK/ZORUNLULUK VE YASAKLAMA (NECESSITY-PROHIBITION)

 

Necessity:

a) Modalları “Must,Have to”ve “Have got to”dur.

We’ve got to decide by tomorrow.  You must wait for your test results.

They have to have a blood test.

 

b)Have to” soru yapılacakken “do” kullanılır, “must” ve “have got to” için ise kendileri özne önüne geçirilir.

 

c) “Must” ve “have to” nun olumsuzları “don’t have to”, “don’t need to” ve “needn’t” tır.

I don’t need to/have to/need not get up early today.

 

Note: “Must” ın olumsuzu olarak “mustn’t” akla gelse de bu yanlıştır. “Mustn’t” yasaklama ifade eder. Biz ise must’ın olumsuzunu kullanarak zorunluluk olmadığını ifade etmek isteriz.

Must I use these pills every day?          No, you needn’t. Only one for a week.

Must she go there?                   Just the opposite. She mustn’t go there. It is dangerous.

 

 

d) “Must, have to, have got to” nun geçmiş hali “had to”must/musn’t have gone” tamamen farklı bir yapıdır.

I had to go to bank yesterday.

She had to study lesson last month although it was holiday.

 

Must ve Have to zaman olarak “present” ya da “future” eylem bildirebilirler. Bu cümledeki zaman zarfınca belirlenen bir durumdur. Must’ın bunlar dışında kullanımı yoktur. Ancak “have to” diğer zamanlara göre çekilebilir.

My sister have to stay at my uncle’s tomorrow.

They must move form England next year. I had had to study before I passed this course. They have had to make survey for some time.

 

e) Must ve Have to arasındaki fark:

Her ikisi de zorunluluk bildirmesine karşın, must daha çok kişinin kendi içinden gelen, hissettiği zorunluluk iken, have to konuşmacının dış etkenlerle üzerinde hissettiği zorunlulukları ifade eder. Bu durum daha çok önce veya sonra gelen cümlelerle açığa çıkar. Yoksa tek başına bir cümlede bu ayrım yapılamaz.

I must pass the university exam. Otherwise, I won’t get a good career and will be unhappy.

I have to pass the university exam. My parents have spent too much effort for me. If not, I’ll make them unhappy.

Ayrıca, “must” konuşmacının kendi kendine yetkinliğini, ya da otoritesini de ifade edebilir. Doktor hastasına: “You must stop smoking” der. Kişi bunu kendine söylerken “I have to stop smoking” demesi beklenir. Çünkü kendinden beklenen bir durumu dile getirmektedir. Lakin eğer kendisi buna karar verip bunun gerekliliğini düşünseydi “must” kullanılması daha uygun ifade olacaktı.

 

 

Prohibition: En yaygın modal “mustn’t” tır.  Ancak “can’t”, “shall not” ve official olarak “may not” da kullanılır.

You musn’t drink cold water. They mustn’t speak about this matter.

You may not leave without permission. (formal)

No animal shall enter this area.

 

 

Mustn’t ayrıca çok güçlü öğüt ifade eder.

You mustn’t work so hard. You will be ill.

She mustn’t go out so late. It is really dangerous, you know.

 

Görüldüğü gibi arkadan gelen cümle daha çok yasaklama mı, yoksa güçlü öğüt mü olduğunu göstermektedir.

 

Lack of Necessity in the past:

Present ve future iken needn’t/don’t need to/don’t have to ile gerekliliğin ortadan kalktığını ve aralarında fark olmadığını görmüştük. Ancak bunların past halleri olan “didn’t need to/have to” ile “needn’t have done” arasında anlam farklılığı vardır.

“Didn’t have to/ need to” geçmişte bir işi “yapmam gerekmedi, gerek kalmadı” anlamındadır. Yani bu işi yapmamışızdır. Yapmamızdan önce yapmamızı gerektiren durum ortadan kalkmıştır.

I didn’t have to/ need to buy the course book since my brother already had.

My mother didn’t have to/ need to do shopping, because she found out that someone had already done it.

“Needn’t have done” ise bir işi yapmamıza “gerek olmadığı halde yaptığımız” anlamını verir. Ve gerekmediği iş yapıldıktan sonra ortaya çıkmıştır.

You needn’t have bought this book. I had already bought it for you.

The exam was so easy that I needn’t have studied so hard.

 

II) RİCA ETME/ REQUESTS

 

Birinden bir şey rica edeceğimiz, isteyeceğimiz zaman kullanacağımız Can/could/ may/will/would yapılarıdır. Birinden bir istekte bulunurken ya “I” öznesini ya da “you” öznesini kullanırız.

a) “I” öznesi için nazik ve biraz formal olarak “may, could” modallarını, biraz daha samimi ortamlar için “can” modalını kullanırız.

May I borrow your pencil, please?   Could I have your book, please?

Can I use your phone?     Certainly/Yes,certainly/ of course/ of course, you may/ sure

Muhtemel nazik olumlu cevaplardır.

b) “You” öznesi için resmi ortamlarda “would, could, will” modallarını, daha samimi ortamlar içinse “can” modalını kullanabiliriz.

Would you give me some more information, please? Can you open the door?

Could you help me, please?  Will you lend me your book, please?

c)“Would you mind….” yapısıyla ricada bulunurken şuna dikkat edilmelidir: Karşınızdakinin sizin için bir şey yapmasını isterken fiili gerund halde kullanırsınız.

Would you mind opening the door? (Kapıyı açmanızın bir sakıncası var mı?)                                          Eğer muradınız bir şeyi yapmak için karşınızdakinden izin istemekse fiil past halde kullanılır.

Would you mind if I opened the door? (Kapıyı açmamın sizin için bir sakıncası var mı?)        Fiil past halde olmasına rağmen anlam kesinlikle present ya da future’dur.

!!!   Bu sorulara cevap verirken dikkat etmek gerekir. Türkçelerine bakıldığında da anlaşılacağı üzere olumlu cevap verdiğimiz zaman, evet, bir sakıncası var demiş oluyoruz. Yani cevabımız olumsuz olmuş oluyor. Olumsuz cevap verdiğimizde, hayır, bir sakıncası yok demiş olduğumuz için aslında olumlu cevap vermiş oluruz.

 

Would you mind if I + Simple Past Tense     Would you mind+ doing

 

 

III) TAVSİYE (ADVISABILITY)

a) “Should, ought to, had better,” öğüt bildiren yapılardır. “Had better” diğerlerinden şu noktada biraz farklıdır: Bu yapıyı kullanarak verdiğimiz ya da aldığımız tavsiyeyi yerine getirmezsek, ya da geciktirirsek kötü şeyler olabileceğini de vurgulamış Diğer ikisinde bu vurgu bu kadar belirgin değildir.

You had better think very carefully. (Dikkatlice düşünmen gerekir/düşünsen iyi olur.)

You ought to stay in bed till midday. (Günortasına kadar yatakta kalmalısın.)

 

Şu iki cümle bu farkı yeterince ortaya koyuyor:

You had better go home early tonight, or your father may get angry with you.

You should go home early tonight since you have a lot to do.

 

b) “should”, “ought to” expectation bildirirken ve/veya bir şeyin nasıl olması gerektiğini söylerken de kullanılır.

The divorce rate ought to go down. This film should be a good movie. Its reviews were very good. You have brought a rather small box. It should be bigger.

 

c) Bu yapılarının olumsuzları “should not”, “ought not to”, “had better not” tır. Bu yapıların gelecek zamanlarında bir farklılık yoktur.

!!! Must da kimi zaman öğüt vermek için kullanılabilir. Ama bu çok güçlü bir ifade olup zorunluluğa daha yakındır.

 

d) Bu yapıların continious halleri olan “should(not)/ought(not) to be doing” içinde bulunulan ana ilişkin tavsiyeler içindir.

Why are you playing? You should be studying now.

 

e) Past biçimlerine gelince, bunlar “should(not)/ought(not) to have done”dır. Olumlusunun anlamı “şunu yapmadım, iyi olmadı keşke yapsaydım, yapmalıydım” iken, olumsuzun anlamı “şunu yaptım, kötü oldu, yapmamalıydım”dır.

I was late for school. I should have set the alarm clock.

I went to school yesterday although I was ill. Now, I feel worse. I shouldn’t have gone to school yesterday.

 

f) Yine aynı şekilde past continious durumlar için “Ought(not) to/should (not) have been doing” kullanılır. Geçmişte devam eden olaylardan olmaması gerekenleri, ya da olmayanlardan olması gerekenleri ifade ederken kullanırız.

Your child shouldn’t have been playing there. He should have been playing in the garden.

IV) BE TO/ BE SUPPOSED TO

a) Bir tarife ya da programa göre olması gereken olayları anlatırken kullanırız. Burada tarifeye göre olayın gerçekleşmesine dair beklentimizi ifade etmiş oluruz. “Be to”, “be supposed to”dan biraz daha güçlüdür.

The plane is to take off at 11.30. The film is supposed to start at 17.30.

 

b) Birinin başkasından beklentisini ifade etmesinde de kullanılırlar.

You are to be silent in the library. They were supposed to be there at 10.00

 

!!! “Be to” derece olarak “must”a, “be supposed to” ise “should”a yakındır. Ancak bunlarda beklentinin dış kaynaklı olduğuna dikkat edilmelidir. Aynı şekilde “was/were (suppose) to” da “should have done”a, aynı farkla, yakın anlama sahiptir.

 

I was supposed to go to work early. My boss got angry with me.

I should have gone to work early. There were a lot to do.

 

V) CAN – BE ABLE TO

a) Yeteneklerimizi anlatırken “can” ve “be able to” kullanılır. Olumsuzları “can not”, “am/is/are not able to” şeklindedir.

He can/is able to speak English fluently but he can’t/isn’t able to speak Arabic.

 

“Be able to”nun farkı, yada avantajı zamanlara göre çekimlenmesidir.

He will/should be able to speak English better than you.

He has/had been able to speak English …..

 

c)“Can” imkansızlıkları, ya da mümkün olan şeyleri anlatırken kullanılır.

I don’t have any money. I can’t lend you even a penny.

He’ll finish his work in tne minutes. Then he can help you.

d) “Can” izin vermek için kullanılabilir. Bu kullanımı “may” ,“could” ve “might” (özellikle amerikan ingilizcesinde)ile aynı anlama gelir.

You can/may/could leave early today.

She can/may/could use my home for this weekend if she wishes.

 

e) Bu iki modalın past biçimleri olan “could” ve “was/were able to” nun kullanımlarında kimi farklar vardır:

 Geçmişte düzenli olarak belli bir zamanda tekrar edilen, yapılan eylemlerden ya da yeteneklerden bahsederken her ikisini de kullanabiliriz.

I could/was able to run very fast when I was five.

He cuold/was able to play the violin when he was a little child.

Yine her ikisi de geçmişte birine izin verme durumları için kullanılır.

It was very rainy. We could/were able to go out when it stopped.

Our teacher didn’t come to the lesson at the last hour. So, we’re able to/could start our football match earlier.

Ancak, geçmişteki particular bir olaya ilişkin ability’den yani “manage to” (üstesinden gelme) durumundan bahsediyorsak sadece “was/were able to” kullanılabilir.

The math exam was very difficult yesterday. Though, I was able to do all the questions.

 

Yine de “could”  duyu fiillerinin (see, hear, understand, feel…) kullanıldığı cümlelerde ve hardly,scarcely,barely ve only gibi zarflarla yukarda istisna edildiği tek olaylar için bile kullanılabilir.

I could see Ali waving to us, but I couldn’t hear what he was saying.

He was so drunk that he could barely speak.

 

!!! Olumsuz ifadelerde, her üç durum için de  (izin verme, ability, particular event) “couldn’t” yada “wasn’t/weren’t able to” kullanabiliriz. “Couldn’t” daha yaygındır.

 

 

VI) SUGGESTIONS (ÖNERİ)

a) Öneri getirirken en çok “might/can/ could” kullanılır. “Might” biraz daha resmi bir ifadedir. Geçmişe yönelik sonradan yapılan öneriler için “could have done” kullanılır.

You could/can come to us this evening.

You could have come to us yesterday. You needn’t have got bored so badly. (Dün bize gelebilirdin. Bu kadar sıkılmana gerek yoktu.)

 

!!! Bu yapının olumsuzuna dikkat etmek gerekir. “Couldn’t have done”  “geçmişte isteseydin de yapamazdın” anlamındadır.

 

I couldn’t have phoned you, because there was no telephone.

 

!!! “could have done” ile “was/were able to-could do” yapılarının hepsi de geçmiş  zamandır. Ama ikinci “could”un “can” in 2.hali olduğuna, “could have done”ın ise öneri anlamında “could”un geçmişi olduğuna dikkat etmelidir.

 

 

I could have gone to the cinema. (Sinemaya gidebilirdim.)

I was able to go to the cinema. (Sinemaya gidebildim.)

 

b) “Let’s+do s.t” ifadesi de öneri için çok sık kullanılır. Olumsuzu “let’s not+do”

Let’s go to the cinema, shall we?

Let’s not play tennis, okay?

Görüldüğü gibi bu yapının Tag sorusu “shall” ile yapılır.

 

c) “shall” modalı ile de teklif götürülür. Ancak bu kalıp sadece “we”,”I” kalıpları için geçerlidir.

What shall we do this weekend?

Note: may/might as well  kalıpları istemediğimiz halde daha iyisi olmadığı için yaptığımız tekliflerde kullanılır.

Nobody wants the job. We may/might as well let him have it.

There is no point in waiting here. We may as well walk.

 

VII) POSSIBILITY (TAHMİN YÜRÜTME)

 

a) Kesin gerçeğin bilinmediği durumlarda zayıf ihtimallerden bahsederken kullandığımız modallar “may, might, could” “Could,might” daha fazla şüphe içerir. Eğer bir duruma dair güçlü bir çıkarımda bulunuyorsak “must”ı kullanırız (deduction).

 

Ali was not feeling very well yesterday. He is absent today. He must be ill.

Where is Ali now? He might/may/could be at home, I don’t know exactly.

 

 

 

 

 

b) Bu yapıların olumsuzlarını kullanırken dikkat etmek gerekir. Olumsuz olarak güçlü bir tahminde bulunacaksak “can’t”, “couldn’t” kullanırız. Ayrıca “could”un zayıf bir olumlu tahmin olduğunu akıldan çıkarmamak gerektir.

 

Ali can’t/couldn’t be at home. I ran across him 5 minutes ago.

 

! “Must not” ifadesi biraz daha zayıf kaçmaktadır. 

 

Ali mustn’t be at home. He has English class at this time.

 

Zayıf tahminlerimiz için “may not/ might not” kullanırız.

 

c) Bu modalların şu ana ilişkin halleri bu paraleldedir.

He must/might/may/could be studying.

He can’t/couldn’t/mustn’t/may not/ might not be at home.

 

d) Geçmiş zamanlarına gelince bu modalların “perfect” hallerini kullanırız.

 

Must/may/might/could + have done

Can’t/ couldn’t/ must not/ may not/ might not + have done

 

You must have forgotten it.

I may/might/could have hurt him.

She can’t have seen me yasterday. I was out of city.

She got high grade. She must have studied hard.

 

Must have done bazen bir şeyin koşulu olarak  “-mış olmak gerek” anlamında kullanılır.

To be retired, you must have worked for 25 years.

Might have done, may have done’ın “…miş olabilir, …mış olabilirdi” anlamı dışında “…mış olabilirdi” derken (serzeniş-complaint, kızma-rebuke) anlamı da verir.

I waited for you more than one hour. You might have called.

The pistol may/might have been stolen during the transportation.

 

!!! “could have done” ve “couldn’t have done”la alakalı şu örnekler önemlidir:

I) I had lots of time before exam. I could have studied. (çalışabilirdim ama yapmadım.)

There was a good movie on the cinema. She could have gone there when I phoned her. (O sinemaya gitmiş olabilir.)

II) We didn’t heard about the match. Even so, we couldn’t have watched it, since there was no electricity. (İsteseydik de izleyemezdik.)

He couldn’t have played in match. He had a broken leg. (Oynamış olamaz.)

Bu örneklerindeki anlamı ancak bağlamdan çıkarabiliriz.

 

e) Geçmişte bir zaman devam eden olaylar içinse bu modalların “past progressive”leri kullanılabilir. Anlam değişikliği söz konusu değildir.

He must/might/could/may have been sleeping during the explosion.

He may not/might not have been sleeping since I heard sound of music.

 

f) Geleceğe ilişkin olaylarda güçlü tahminler için “must” kullanamayız. Kullandığımız zaman bu zorunluluk anlamı ifade eder, tahmin değil. Bunun yerine “should/ ought to” kullanırız. Ve aslında bunlar da güçlü tahminler oldukları için beklenti anlamı verebilir.

He studied hard. He should/ ought to pass the exam tomorrow.

 

Zayıf ihtimaller içinse yine “may/might/could” kullanılabilir.

He attended some of the lessons. He may/might/could pass the exam tomorrow.

 

VIII) PREFERENCE (TERCİHTE BULUNMA)

a) Prefer/ would prefer tercihler için kullanılan kalıplardandır. Aralarında fark yoktur.

 

Prefer something to something else

Prefer doing s.t to doing s.t else.

Prefer to do s.t rather than (do) s.t. else

 

Dikkat edilirse “prefer s.t. to s.t” kalıbıyla fiilsiz direkt isim kullanılabilir.

I prefer football to volleyball.

Eğer bu yapıyla fiil kullanılacaksa gerund almak zorundadır.

I prefer playing football to (playing) volleyball

Diğer yapı olan “prefer to do s.t. rather than  (to do/do) s.t.” yapısıyla sadece fiil kullanılabilir.

I prefer to drink coffee rather than (to drink/drink) tea.

 

Eğer geçmişe yönelik bir tercihte bulunulacaksa “prefer to have done s.t” kalıbı kullanılır.

I would prefer to have stayed at home yesterday than/rather than (have) gone out.

Eğer bu yapıyla bir başkasına yönelik tercihten bahsedilecekse “would prefer someone (not) to do s.t” kalıbı kullanılır.

I would prefer my son to study geology than Biology.

They prefer me not to listen so much loud music.

 

b) Would rather/ would sooner da yine tercihler için kullanılır. Anlamları aynıdır. “Would just as soon” da aynı anlamdadır. Bunlardan sonra fiil yalın halde gelir. İki şey arasında kullanılacaksa arada rather kullanılır.

I would rather read something than stay outside.

 

Eğer fiil ortaksa başta da kullanılabilir.

She would sooner play tennis than volleyball. I’d just as soon be married now.

 

İçinde bulunduğumuz anda yaptığımız ama yapmak istemediğimiz işleri anlatırken bu yapının “would rather/sooner be doing” şeklini kullanırız.

I would rather be at home than here.

He would sooner be playing football than listening to the lesson.

 

Eğer bu memnuniyetsizlik geçmişe dair ise “would rather/sooner have done” kalıbı kullanılır.

I would rather have gone to the cinema than stay at home.

I would rather have gone to bed early yesterday. I wouldn’t be tired now.

 

Olumsuz cümleler için “would rather/sooner”dan sonra “not” getirilir.

I would rather not have told him my secret.

I would sooner not live in Ankara.

 

!!! Eğer tercihi dile getiren kii ile tercihi yerine getirecek kişi farklıysa kural değişir ve şu kalıp kullanılır: “would rather + subject+ past tense” Burada görünüm geçmiş olmasına rağmen anlam present’dır.

Will you tell him, or would you sooner I did?

I would rather my son went to İstanbul by train.

My parents want me to be a doctor. They would rather I became a doctor.

Would you mind if I opened the window? Well, I’d rather you didn’t. It is rather cold.

 

c) Bu “would rather/sooner” ve “would prefer/prefer” yapılarının anlamları aynı olmasına karşın kullanım farklılığına dikkat etmelidir.

i)“Would rather”dan sonra fiil yalın iken “would prefer” sonrasında infinitive halde gelmektedir.

I would rather travel by train than by bus.

I would prefer to travel by train (rather) than by bus.

 

ii) “Would prefer” den sonra isim gelebilir. Ancak “would rather”dan sonra gelmez.

Note: Geçmişe yönelik tercihlerimiz eğer istediğimiz yönde gelişmiş ise anlamsal olarak “would rather/sooner” yapısını kullanmamız mümkün değildir. Çünkü bunların nihai anlamı olumsuzdur. “şöyle olmasını isterdim ama olmadı” anlamını verirler.

İstediğimiz yönde gelişen geçmiş eylemler için “prefer” kullanılabilir.

Yesterday, I preferred to play football than basketball. (istediğim oldu.)

Yesterday, I would rather have played football than basketball. (istediğim olmadı.)

 

e) “Like s.t. better than s.t” kalıbı da sevme ifade etmekle beraber tercih de ifade eder.

I like maths better than physics. She likes reading better than writing.

 

IX) HABITUAL ACTIVITY (USED TO AND WOULD)

a) “Used to” geçmişte yapılan/olann, ama artık yapılmayan/olmayan işleri/ şeyleri ifade etmek için kullanılır.

I used to live in Kayseri, but I live in Malatya now.

There used to be (was) a cinema here.

 

 

b) Olumsuzu için “used not to” ya da “didn’t use to” kullanılır. Tam ters olarak geçmişte yapılmayan/olmayan iş/şeylerin şimdi yapıldığını/olduğunu ifade eder.

We didn’t use to play tennis at the university.

 

c) Alışkanlıklarında ifade edildiği bu kalıp yerine çoğu zaman Simple Past Tense kullanılabilir.

Students used to wear black uniform in 1980s.

Students wore black uniform in 1980s.

Ancak tek bir olay (discontinued action) anlatılırken “used to” kullanılamaz. S.Past Tense kullanılır.

Two years ago, I went to istanbul. Two years ago, I used to go to İstanbul everymonth.

 

d) Geçmişteki alışkanlıklar, düzenli yapılan işler “would” ile de ifade edilir. Ancak bunun kullanımı action içeren fiilerle sınırlıdır.

I used to/would play guitar when I was child.

We used to have a car last year. He used to be happier last year.

I was a clever student. I used to understand even much complex problems.

 

e) “Be used to” yapısı ile karıştırmamalıdır. Bu, “be accustommed to” anlamında kullanılır ve “alışkın olmak” durumunu ifade eder.

I am used to waking up early.

I used wake up early when the schools were on.

 

Special Notes:

 

  1. Dare not: cesaret edememek anlamındadır.

He dare not oppose his boss in any way.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *