TRANSLATION STUDIES-ÇEVİRİ ÇALIŞMALARI

  • YDS COURSE
  • TRANSLATION STUDIES-ÇEVİRİ ÇALIŞMALARI

INTRODUCTION

Dil öğreniminde öğrencinin en çok zorlandığı alanlardan biri çeviridir. Bu zorlanma, yabancı dilden anadile çeviri yaparken daha az hissedilir ancak anadilden yabancı dile çeviri yaparken daha belirgindir. Çünkü, anadilini daha rahat kullanabilen öğrenci, öğrendiği dildeki bir ifadeyi kendi diline daha kolay aktarabilmektedir.

Çeviriyi zor kılan nedenlerden biri, bir dildeki ifadenin bir başka dilde farklı dilbilgisi yapılarıyla ifade edilebiliyor olmasıdır. Örneğin, “Seni burada gördüğüme sevindim.” cümlesi Türkçede Geçmiş Zaman ile ifade edilirken, bunun İngilizce karşılığı Present Tense ile verilmektedir: “I am pleased to see you here.”

“İki saattir ders çalışıyoruz.” cümlesinde yüklem şimdiki zamana aittir. Ancak bunun İngilizcedeki karşılığı “I have been studying for two hours.” biçiminde Present Perfect Continuous Tense ile ifade edilmektedir.

Çeviride sorun yaratan diğer bir nokta sözcük konusudur. Çünkü her dilde, pek çok sözcüğün birden fazla anlamı vardır. Çeviri sırasında bizden istenen, sözcüğün o cümledeki anlamını yakalamaktır. Örneğin, “argue” fiili, “I argued with my friend about his selfishness.” cümlesinde “tartışmak” anlamına gelmektedir. “Psychologists argue that too much pressure creates personality disorders in the child.cümlesinde ise “argue”, “ileri sürmek” anlamındadır.

Türkçeden İngilizceye çeviri yaparken de aynı durumla karşılaşabiliriz. Örneğin, Türkçede “para kazanmak”, “maçı kazanmak” ve “hız kazanmak” ifadelerindeki “kazanmak” fiili, İngilizcede sırasıyla “earn money”, “win the match” ve “gain speed” biçiminde üç ayrı fiille ifade edilmektedir.

Örneklerden de görebildiğimiz gibi, doğru çeviri yapabilmek için öğrencinin öncelikle kendi dilini iyi kullanabilmesi, öğrendiği dilin gramerine hakim olması ve her iki dilde de engin bir sözcük dağarcığına sahip olması gerekmektedir.

Programımızın başından beri yaptığımız çalışmalarda, İngilizce dilbilgisi ve sözcük konusunda yoğunlaştık. Bu sayımızda ise öğrendiğimiz bu yapıları Türkçe karşılıklarıyla birlikte inceleyecek, çeviride dikkat etmemiz gereken noktalar üzerinde duracağız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

1-     POINTS TO NOTE WHILE TRANSLATING

1-1  WORD ORDER IN ENGLISH AND TURKISH

Bildiğiniz gibi, Türkçe bir cümleyle İngilizce bir cümlenin sözcük dizimi birbirinden farklıdır. İngilizcede Subject + Verb + Object (SVO) yani Özne + Yüklem + Nesne dizimi kullanılırken, Türkçede yüklem cümlenin sonunda yer alır ve özneyi de içinde barındırır. Bu nedenle Türkçe bir cümlenin başında genellikle özne kullanılmaz. Gerek Türkçeden İngilizceye, gerek İngilizceden Türkçeye çeviri yaparken, öncelikle gözönüne almamız gereken nokta iki dil arasındaki bu sözcük dizimi farklılığıdır. Bu farklılığı daha net görmek için şu örnekleri inceleyelim:

  I        like     the book.

S        V         O

Kitabı     beğendim.

O             V       S

“the book” sözünü tanımlayarak daha karmaşık bir biçime getirdiğimizde de SVO formülünün değişmediğini görürüz.

  I       liked     the book you gave me.

S         V                    O

Bana verdiğin kitabı      beğendim.

O                                     V       S

Kompleks cümlelerde de aynı formülü kullanabiliriz. Ancak kompleks cümlelerde temel cümle ile yan cümle ayrımını doğru yapmamız gerekir. Çünkü, örneğin Türkçeden İngilizceye bir cümle çeviriyorsak, Türkçe cümlenin temel cümlesi İngilizce cümlede de temel cümle olmalıdır. Aşağıdaki örneği inceleyelim:

Ben ders çalışırken    arkadaşım geldi.

Yan cümle            Temel cümle

While I was studying,       my friend came.

Subordinate clause            Main clause

 

 

Yukarıdaki örnekte kullandığımız eylemleri kullanarak temel cümle ile yan cümlenin yerlerini değiştirebiliriz. Aynı değişikliğin İngilizce cümleye de yansıdığına dikkat ediniz.

Arkadaşım geldiğinde     ben ders çalışıyordum.

Yan cümle                          Temel cümle

When my friend came,         I was studying.

Subordinate clause              Main clause

 

 

 

 

 

 

1-2  TENSE AGREEMENT

İngilizceden Türkçeye ya da Türkçeden İngilizceye çeviri yaparken, çevireceğimiz cümlenin tense’i, her iki dilde de aynı zamanı ifade etmelidir. Örneğin, “O şu sıralar çok yoğun çalışıyor.” cümlesi ile “O bir süredir çok yoğun çalışıyor.” cümlesi Türkçede şimdiki zaman kalıbıyla ifade edildiği halde, bu cümlelerin İngilizcedeki karşılığı sırasıyla, “He is working very hard these days.” ve “He has been working very hard for some time.” biçimindedir. Burada dikkat etmemiz gereken nokta, daha önceki çalışmalarımızda ayrıntılı olarak incelediğimiz belli zaman zarflarının gerektirdiği tense’leri dikkate almaktır. Şimdi şu örnekleri inceleyelim:

When he came, I was studying.

O geldiğinde ben ders çalışıyordum.

When he came, I had been studying for two hours.                      O geldiğinde ben iki saattir ders çalışıyordum.

Yukarıdaki örneklerde, Türkçe cümlelerin her ikisi de “çalışıyordum” yüklemiyle bittiği halde, İngilizcede bunları “was studying” ve “had been studying” biçiminde ifade ettik. Çünkü, bildiğiniz gibi, geçmişte bir noktada devam etmekte olan eylemi İngilizcede Past Continuous Tense ile; o eylemin ne kadar zamandır devam etmekte olduğunu ise Past Perfect Continuous Tense ile ifade edebiliriz .

Bazı durumlarda İngilizcedeki bir tense’in Türkçeye farklı zamanlarla çevrildiğini görürüz.

They have moved into a new apartment.              Yeni bir daireye taşındılar.

Running has always been my favourite sport.                         Koşma her zaman benim en sevdiğim spor olmuştur.

She has worked in our office for just two months.                   O bizim büroda sadece iki aydır çalışıyor.

Statistics have shown that the crime rate in urban areas is on the increase. İstatistikler, şehirlerde suç oranının artmakta olduğunu göstermektedir.

1-3  EQUAL GRAMMATICAL PATTERNS

Bir cümlenin kendisi ile çevirisi arasında gramer yapısı bakımından eşitlik olmalıdır. Örneğin, “Ne kadar uğraştıysam da onu ikna edemedim.” cümlesindeki “Ne kadar uğraştıysam da” ifadesini İngilizceye “No matter how hard I tried” ya da “However hard I tried” biçiminde çevirebiliriz.

 

 

 

 

Bu cümleyi, çoktan seçmeli bir soru biçiminde inceleyelim:

Ex.      : Ne kadar uğraştıysam da onu ikna edemedim.

  1. A) Although I tried hard, I couldn’t persuade him.
  2. B) I couldn’t persuade him despite my efforts.
  3. C) Even though I tried hard, I couldn’t persuade him.
  4. D) However hard I tried, I couldn’t persuade him.
  5. E) Even if I had tried hard, I couldn’t have persuaded him.

A, B ve C seçeneklerinde kullanılan although, despite ve even though yapıları, verilen Türkçe cümledeki anlamı ifade eden cümleler üretmişlerdir. Ancak bunlar verilen cümlenin çevirisi değil, eşanlamlısı olabilirler. Çünkü bizim cümlemizde farklı bir kalıp vardır. E seçeneğinde ise hem kalıp hem de anlam değişiktir. Doğru cevap D seçeneğidir.

Bir başka örnek; “He is taller than me.” ve “I’m not as tall as him.” cümlelerinin vurguladığı anlam aynıdır. Her iki cümle de “onun” ve “benim” boyumu karşılaştırmakta ve “onun boyunun daha uzun olduğunu” ifade etmektedir. Ancak bu cümlelerin Türkçeye çevirisi sırasıyla “O benden daha uzun.” ve “Ben onun kadar uzun değilim.” biçimindedir.

Çeviri yaparken dikkat etmemiz gereken bir önemli nokta da yüklemin aktif ya da pasif olmasıdır. Bir cümlenin aktif ve pasif biçimi birbirine çok benzediği için, bu ayrımı gözden kaçırma olasılığı çok yüksektir. Ve unutmayınız ki, çoktan seçmeli testlerde genellikle birbirine benzeyen iki seçenek arasındaki tek fark yüklemin aktif ya da pasif olmasıdır. Örneğin, “Hepimizin vaktinde gelmesi istendi” cümlesi için büyük bir olasılıkla seçeneklerde ‘We were all asked to come on time.” ve “They asked us all to come on time.” cümleleriyle karşılaşacaksınız. Verilen Türkçe cümlenin yüklemi pasif olduğuna göre, doğru cevap olarak “We were all asked..” cümlesini seçmek durumundayız. Aktif cümlenin çevirisi ancak “Hepimizin vaktinde gelmesini istediler.” biçiminde olabilir.

2-     TRANSLATION THROUGH SAMPLE SENTENCES

2-1   ADVERBIAL CLAUSES OF TIME

Onu görmeyeli yıllar oluyor.                  It’s years since I saw him.

Bu dergileri yazmayı bitirir bitirmez tatile çıkmayı planlıyorum.

I’m planning to go on holiday as soon as/once I’ve finished writing these magazines.

Biz onunla buluşuncaya kadar o kararını çoktan vermişti.                                                         By the time we met him, he had already made up his mind.

 

 

 

 

 

 

TRANSLATE INTO ENGLISH

1- Sanırım sen dönünceye kadar beklemek zorundayım. …………………………………………………………………………………………………………………

2- Umarım biz gidinceye kadar annem yemeği pişirmiş olur. …………………………………………………………………………………………………………………

3- Durumun ne kadar ciddi olduğunu ancak annesiyle konuşunca anladım. …………………………………………………………………………………………………………………

4- Buradan ayrıldığından beri onu görmediğim için, tekrar karşılaştığımızda onu tanıyıp tanıyamayacağımdan emin değilim. …………………………………………………………………………………………………………………

2-2   CAUSE AND EFFECT

Dün akşam çok az uyuduğum için, bugün kendimi berbat hissediyorum. As/Because/Since I slept very little last night, I feel awful today.

Çok üzüldüğünü görünce, eleştirimi yumuşatmaya çalıştım.                                                   Seeing that she was becoming miserable, I tried to soften my criticism.

Yoğun işlerimiz yüzünden son zamanlarda hiç dışarı çıkamıyoruz.                                 Due to/Because of/On account of our hard work, we haven’t been able to go out at all recently.

1- Sadece sana para vermediği için onu cimrilikle suçlayamazsın. …………………………………………………………………………………………………………………

2- Şiddetli fırtınadan dolayı ilerlemek imkansızdı; bu yüzden bir mağaraya sığındık. …………………………………………………………………………………………………………………

3- Çocuk korku içinde ağaca tırmandı çünkü kendisini kovalayan köpek çok yırtıcı görünüyordu. …………………………………………………………………………………………………………………

4- Karlar erimeye başladığı için, kayak yapmanın artık zevkli olacağını sanmıyorum. …………………………………………………………………………………………………………………

 

 

2-3  PURPOSE AND RESULT

Sınavda yüksek bir puan alabilmek için çok çalışmak zorundasınız.                                               You have to study very hard so that/in order that you can get a high grade in the exam. (in order to/so as to get…)

Çürümelerini önlemek için sebzeleri buzdolabında tutmak gerekir.                              Vegetables should be kept in the fridge in order to/so as to prevent them from rotting.

Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki kısa süre sonra yollar çamur deryasına döndü.                                                                                                                   It was raining so heavily that the streets soon turned into streams of mud.

O kadar şiddetli bir yağmurdu ki birkaç saat içinde yolları çamur deryasına döndürdü.                                                                                                                    It was such heavy rain that it turned the streets into streams of mud in a few hours.

  • Sonunda hayal kırıklığına uğramaman için bütün olasılıkları baştan gözönüne almalısın. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Çocuklarının okul giderlerini karşılayabilmek için ikisi de yıllarca çok zor koşullar altında yaşadı. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Şoför otobüsü o kadar tehlikeli bir şekilde sürüyordu ki gideceğim yere varmadan otobüsten inmeyi bile düşündüm. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Getirdikleri öneriler o kadar gülünçtü ki tartışmaya bile değmezdi. ………………………………………………………………………………………………………………

2-4  CONCESSION AND CONTRAST

Hiç ders çalışmadığı halde başarıyla derslerinin üstesinden gelebiliyor.

She can cope successfully with her lessons although/even though/though she doesn’t study at all.

 

 

 

 

 

Sakatlığına rağmen bu kadar faal bir yaşam sürdürebildiği için ona hayranım.                     I admire her as she can lead such an active life in spite of/despite her handicap.

Eşi hareketli yaşamayı severken kendisinin sakin bir yaşamı tercih etmesi aralarında bir tezat oluşturuyor ama yine de çok iyi anlaşıyorlar.                                 It creates a contrast between them that her husband enjoys living actively while/whereas she prefers a quiet life, but they still get on very well.

  • Hırsızlar işlerinde artık o kadar başarılılar ki değerli eşyalarını evin içinde nereye saklarsan sakla, bulurlar. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Kendi önerisinin pratikte bir işe yaramayacağına ikna olduğu halde, bizimkini desteklemedi. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Altın daha değerli bir maden olabilir ama ben takı eşyası olarak gümüşü tercih ederim. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Yıllardır o proje üzerinde çalışıyor ama hala gözle görünür bir ilerleme kaydedemedi. ……………………………………………………………………………………………………………….

2-5   CONDITIONALS

Koşul cümlelerinde, type-2 ve type-3 Türkçeye çevrildiğinde aynı zaman yapısıyla ifade edilebiliyor. Bu durumda koşul cümlesinin hangi type olduğunu, cümledeki zaman zarflarından çıkarabiliriz.

Yarın çalışmak zorunda olmasaydım, ben de sizinle gelirdim.                                                      If I didn’t have to work tomorrow, I would come with you as well. (Type-2)

Dün çalışmak zorunda olmasaydım, ben de sizinle gelirdim.                                                  If I hadn’t had to work yesterday, I would have come with you as well. (Type-3)

Yanımda yeterince para olsaydı, bu kazağı alırdım.                                                                 I would buy this sweater if I had enough money on me. (Type-2)

Yanımda yeterince para olsaydı (olmuş olsaydı), o kazağı alırdım.                                           I would have bought that sweater if I had had enough money on me. (Type-3)

 

 

Eğer cümlede bir zaman zarfı ya da zamanı belli edecek herhangi bir söz yoksa, o cümleyi type-2 ya da type-3 biçiminde çevirebiliriz ki, çoktan seçmeli bir soruda bunlardan sadece biri seçenekler arasında yer alabilir.

Aynı durum wish clause için de geçerlidir. Cümlenin zaman zarfından ya da anlamından tense’i belirleyebiliriz. Örneğin, “Keşke o ağır kutuyu kaldırmasaydım; şimdi sırtım ağnmazdı.” ifadesinden, kişinin geçmişte bir eylem yapmış olduğunu anlıyoruz. Bu durumda, İngilizce cümlenin tense’i Past Perfect olmalıdır.

I wish I hadn’t lifted that heavy box; my back wouldn’t hurt now.

  • Eğer dünya nüfusu şu anki hızıyla artmaya devam ederse, gelecekte yiyecek sıkıntısı çekmemiz kaçınılmazdır.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • Bütün insanlar barış için çabalasaydı, dünya ne güzel bir yer olurdu.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • Önceki toplantıda alınan karan bana bildir s ey diniz ben de ona uygun olarak davranırdım.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • İyi bir sulama sistemi kurmadıkça, bundan daha fazla ürün elde etmemiz mümkün olmayacak.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • Ancak iyi bir sulama sistemi kurarsak bundan daha fazla ürün elde edebiliriz.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • Verdiğin sözleri tutmadığın sürece kimsenin güvenini kazanamazsın.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • Keşke liseyi bitirdikten sonra okul kitaplarımı atmasaydım.

……………………………………………………………………………………………………………….

  • Keşke aklıma senin sorununu çözecek bir fikir gelse.

……………………………………………………………………………………………………………….

 

 

 

 

2-6   COMPARISON

O, ressam arkadaşlarının hepsinden daha zengindi.                   He was richer than any of his fellow artists were.

Ressam arkadaşlarından hiçbiri onun kadar zengin değildi. None of his fellow artists were (was) as rich as him.

O, daha ölmeden önce çok meşhur olması bakımından diğer ressamlardan farklıydı.                                                                                                                               He was different from other artists in that he became very famous even before his death.

Çok az insan onun tablolarına baktığında onunla aynı duyguları paylaşmıştır.             Few people shared, when looking at his paintings, the same feelings as he did.

  • Hayatında onun kadar bencil bir insanla karşılaştın mı? ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Partiye umduğumuzun çok üzerinde konuk gelince biraz karışıklık oldu. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Benimle aynı maaşı aldığın halde, sen hep borç içindesin. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • O her zaman benimkinden farklı görüşler ileri sürmeye çalışmıştır. ……………………………………………………………………………………………………………….

2-7   NOUN CLAUSES

Noun clause içeren bir cümleyi çevirirken, öncelikle dikkat edilmesi gereken nokta, noun clause’un tense’idir. Çünkü, genellikle temel cümlenin tense’i ya da yapısına yoğunlaşıldığında gözden kaçabilen bir noktadır. Örneğin “Onun ne zaman geldiğini henüz öğrenemedim.” ile “Onun ne zaman geleceğini henüz öğrenemedim.” cümlelerinde noun clause’daki eylemler farklı zamanları ifade etmektedir. Bu cümleleri sırasıyla şöyle çevirebiliriz:

I haven’t found out yet when he came.

I haven’t found out yet when he will come.

 

Aşırı miktarlarda tüketildiğinde çay ve kahvenin zararlı olabileceği herkes tarafından bilinmektedir.

It’s known by everybody that tea and coffee may be harmful when consumed in excessive amounts.

Bizimle gelip gelmeyeceğine henüz karar vermedi.

She hasn’t decided yet whether/if she will come with us or not. (whether to come with us or not)

Toplantının ne kadar süreceğini biliyor musun?

Do you know how long the meeting will last?

  • Davetiyeleri göndermeyi bilerek geciktirdiğinden eminim. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Kimse son çıkarılan uygulamaların bir işe yarayıp yaramayacağını tam olarak bilmiyor. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Hiçbir politikacı, seçimleri hangi partinin kazanacağı konusunda yorum yapmak istemiyordu. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Sen mumları üfleyinceye kadar sana ne aldığımızı söylemeyeceğiz. ……………………………………………………………………………………………………………….

2-8   RELATIVE CLAUSES

Relative clause içeren bir cümleyi çevirirken, relative clause’un özneyi mi yoksa nesneyi mi tanımladığına dikkat ediniz. Örneğin “Dün yolda karşılaştığımız bayan babamın bürosunda çalışıyor.” cümlesinde “Dün yolda karşılaştığımız” ifadesi, özne durumundaki “bayan” sözcüğünü tanımlamaktadır. Bu cümleyi İngilizceye “The woman (that/who/whom) we met in the street yesterday works in my father’s office.” biçiminde çeviririz. “Dün yolda karşılaştığımız bayanı ben tanımıyorum.” cümlesinde ise “Dün yolda karşılaştığımız” ifadesi nesne durumundaki “bayan” sözcüğünü tanımlamaktadır. Bu cümleyi İngilizceye “I don’t know the woman (that/who/whom) we met in the street yesterday.” biçiminde çevirebiliriz.

 

 

Özellikle İngilizceden Türkçeye olan çevirilerde dikkat etmemiz gereken bir nokta Reduced Relative Clause diye isimlendirdiğimiz kısaltılmış cümleciklerdir. Bildiğiniz gibi, tanımlanan sözcük relative clause’un öznesi durumundaysa yani o cümleciğin başka bir öznesi yok ise, aktif eylemler için Present Participle (doing), pasif eylemler için ise Past Participle (done) kullanılabilir.

The matter which has been confusing everybody for some time will be dealt with at tomorrow’s meeting, (active)

The matter confusing everybody for some time will be dealt with at tomorrow’s meeting.                                                                                                                         Bir süredir herkesin kafasını karıştıran konu yarınki toplantıda ele alınacak.

The matter which was dealt with at yesterday’s meeting had been confusing us for some time.

The matter dealt with at yesterday’s meeting had been confusing us for some time.                                                                                                        Dünkü toplantıda ele alınan konu bir süredir kafamızı karıştırıyordu.

  • Kırsal kesimde yaşayan insanlar genellikle geleneklerine daha bağlı oluyorlar. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Dün aldığımız elmaların bir kısmı daha şimdiden çürümeye başlıyor. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Eğer hemen buzdolabına konmazlarsa, dün alınan portakallar da çürüyecek. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Kazanın olduğu anı hala unutamadı. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • İstanbul’a sadece 156 km. uzaklıkta olan Sapanca, özellikle hafta sonlarında bir hayli kalabalıktır. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Yaklaşık on milyon insanın yaşadığı İstanbul, her geçen gün daha da katlanılmaz olmaktadır. ……………………………………………………………………………………………………………….

 

 

2-9  EXCLAMATIONS

İngilizcede ünlem cümlelerini what ve how soru sözcükleriyle oluşturabiliriz.

What, sıfat tamlamalarıyla kullanılır.

What a nice day!

Ne güzel bir gün!

What awful weather!

Ne berbat bir hava!

What lovely children!

Ne sevimli çocuklar!

Ünlem cümlesinin devamında, subject + verb kullanabiliriz. Örneğin, “You’ve made a beautiful picture.” cümlesini, daha vurgulu bir şekilde, ünlem cümlesi biçiminde ifade edebiliriz.

What a beautiful picture you’ve made!

Ne güzel bir resim yaptın!

How, kendinden sonra bir sıfat ya da zarf ile kullanılır. Devamında subject + verb biçiminde bir cümle getirebiliriz. Aşağıdaki örnekleri inceleyelim:

How emotional this poem is!

Bu şiir ne kadar duygusal!

What an emotional poem this is!

Bu ne kadar duygusal bir şiir!

How serious this problem is!

Bu sorun ne kadar ciddi!

What a serious problem this is!

Ne kadar ciddi bir sorun bu!

Sıfat tamlaması biçiminde olmayan sıfatlarla ya da zarflarla sadece how kullanılır.

Bugün ne kadar üzgün görünüyor!

How sad she looks today!

İngilizceyi ne kadar akıcı konuşuyorsunuz!

How fluently you speak English!

Miktar bildiren ifadelerde, sayılabilir isimlerle What a lot of/How many /How few, sayılamaz isimlerle What a lot of/How much/How little kullanılır. Eğer fiile ilişkin bir derecelendirme yapıyorsak, How little/much kullanılır.

What a lot of books you have!

Ne kadar çok kitabın var!

 

 

 

How few friends she has!

Ne kadar az arkadaşı var!

How little money we had during the holiday!

Tatil sırasında ne kadar az paramız vardı!

How little you spoke at last night’s party!

Dün geceki partide ne kadar az konuştun!

How much you drank at last night’s party!

Dün geceki partide ne kadar çok içtin!

  • Başarılı olmak için düzenli ders çalışmak ne kadar önemli! ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Sorunlarını ne kadar abartıyorsun! ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Bugün beni ne kadar dikkatle dinliyorsunuz! ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Sorunu çözmek için ne zor bir yöntem önerdin! ……………………………………………………………………………………………………………….

2-10         USING NOUNS AS ADJECTIVES

Bir isim, bir başka ismi tanımlayarak, sıfat işlevi görebilir.

a woman who has blue eyes= a blue-eyed woman

= mavi gözlü bir kadın

a man with one arm = a one-armed man

= tek kollu bir adam

a swimming pool in the shape of a star = a star-shaped swimming pool

= yıldız şeklinde bir yüzme havuzu

a journey which lasts eight hours = an eight-hour journey

= sekiz saatlik bir yolculuk

 

an engineer who is thirty years old = a thirty-year-old engineer

= otuz yaşında bir mühendis

a bottle which holds two litres = a two-litre bottle

= iki litrelik bir şişe

  • Doğum günümde halam bana çan şeklinde bir çift küpe armağan etti. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • İngilizce öğretmenimiz, beş yüz kelimelik bir kompozisyon yazmamızı istedi. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Genç yaşta kır saçlı bir insan olmak istemediğim için saçımı boyatmaya karar verdim. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Bir sonraki oturuma geçmeden yirmi dakikalık bir ara versek iyi olacak. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Salıncak kurmak için, pikniğe giderken yanımıza on metrelik bir ip aldık. ……………………………………………………………………………………………………………….

2-11         INVERSION

İngilizcede  bir  cümle,   olumsuz  anlam  taşıyan  bir zarfla başlıyorsa,   devrik  cümle  yapısı kullanılır.

I never put sugar in my coffee.

Never do I put sugar in my coffee.

Kahveme hiç şeker koymam.

The exam had hardly started when I entered the classroom.

Hardly had the exam started when I entered the classroom.

Ben sınıfa girdiğimde sınav henüz başlamıştı.

She not only shouted at the child but also beat him.

Not only did she shout at the child but also she beat him.

Çocuğa sadece bağırmakla kalmadı, onu dövdü de.

 

 

Cümle başında kullanıldığında devrik cümle yapısı gerektiren zarfları şöyle sıralayabiliriz:

never                    on no account

rarely                   under no circumstances

seldom                 in no case

scarcely ever        no sooner … than

hardly ever           hardly … when

not always            scarcely …. when

not once               not only … but also

only                     nor

only when            only through

only if                  not until

Prepositional phrase ile başlayan cümlelerde de devrik cümle yapısı kullanılır.

By the lake was a huge tree.

= There was a huge tree by the lake.

Gölün kenarında çok büyük bir ağaç vardı.

Behind the car stood a man in a dark suit.

Arabanın arkasında koyu renk takımelbiseli bir adam duruyordu.

So … that ve such … that kalıpları da cümlenin başında kullanıldıkları zaman devrik cümle yapısı gerektirirler.

The weather was so windy that we had to cancel the picnic.

So windy was the weather that we had to cancel the picnic.

He became so angry that he decided never to talk to him again.

So angry did he become that he decided never to talk to him again.

Such … that kalıbının cümle başında kullanılması ancak such + a noun biçiminde mümkündür.

She has such talent that she can cope with that job easily.

Such is her talent that she can cope with that job easily.

  • Ancak çok çalışarak başarılı olabilirsiniz. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Kendisi hiç katkıda bulunmadığı gibi, bizim yaptığımızı da beğenmedi. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Öyle hayal kırıklığına uğramıştı ki onu atlatması aylar sürdü. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Burada kaldığı sürece bir kez olsun bana ev işinde yardımcı olma teklifinde bulunmadı. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Hiçbir surette bu kararımızdan başka birine sözetmeni istemiyorum. ……………………………………………………………………………………………………………….

2-12     UNREAL PAST

İngilizcede “if” ve “wish” clause’lar dışında bazı yapılar da, anlam present ya da future olduğu halde, past tense kullanmayı gerektirir. Bu yapılan şöyle sıralayabiliriz.

  1. a) It’s time someone did something

It’s time kalıbı, to + infinitive ile devam edebilir. Bu kullanımıyla It’s time, “bir işi yapmanın vakti geldi.” anlamındadır.

It’s time to hold a meeting about this problem.

It’s time for us to hold a meeting about this problem.

Bu sorunla ilgili olarak bir toplantı yapma vakti geldi.

It’s time + subject  + past tense daha vurgulu bir anlam taşır ve “bir işi yapmanın vakti geldi de geçiyor bile” anlamını verir. Anlamı daha da kuvvetlendirmek için cümleye high ya da about ekleyebiliriz.

It’s time we held a meeting about this problem.

It’s high/about time we held a meeting about this problem.

Bu sorunla ilgili olarak bir toplantı yapma vakti çoktan geldi.

  1. b) Would rather someone did something *

I’d rather do something:

I’d rather arrange the files myself.

Dosyalan kendim düzenlemeyi tercih ederim.

I’d rather someone did something:

I’d rather she arranged the files.

Dosyalan onun düzenlemesini tercih ederim.

  • Oğlunuzun eğitimiyle yakından ilgilenmenizin vakti geldi de geçiyor bile. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Kadınların da aktif olarak politikada yer almalannın zamanı çoktan geldi. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Şu anki işinde oldukça iyi kazanmasına rağmen babası onun öğretmenlik yapmasını tercih ediyor. ……………………………………………………………………………………………………………….
  • Aile toplantısının cuma akşamı değil de cumartesi akşamı yapılmasını tercih ederdim. ……………………………………………………………………………………………………………….

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *