VOCABULARY 2

Available:mevcut,erişilebilir,elde bulunan

Refreshments are available at the snack bar.

(Aperatifler snack barda mevcuttur.)

Average:ortalama

The average of 14,3 and 1 is 6.

(14,3 ve 1’in ortalaması 6’dır.)

Avoid:kaçınmak,uzak durmak,sakınmak

She has to avoid fatty food.

(Şişmanlatan yiyeceklerden uzak durulmalıdır.)

Award:ödül vermek

She was awarded first prize.

(Birincilik ödülünü o aldı.)

Aware:farkında,bilincinde

I’m aware of the difficulties you face.

(Karşılaştığın durumun zorluklarının farkındayım.)

Awful:berbat,kötü,feci

There’s been some awful news.

(Bazı feci haberler var.)

Background:yetişme tarzı,geçmiş,birikim,ortam

His educational background is good.

(Eğitim geçmişi iyidir.)

Bald:kel,dazlak

He went bald when he was only 30.

(O sadece otuzundayken keldi.)

Ban:resmen yaklaşmak

The goverment has banned to import of products from that country.

(Hükümet resmen yaklaştı bu ülkeden ithal malı üretilen ürünleri bildirmek için.)

Bankrupt:iflas etmek,batık

The company went bankrupt.

(Fabrika iflas etti.)

Bare:çıplak,boş

The wall were bare.

(Duvar boştu.)

Basis:sistem

They meet ona regular basis.

(Düzenli bir sistemle çalıştılar.)

Behaviour:tavır,davranış

Her behaviour has been very strange recently.

(Onun son zamanlardaki davranışları çok ilginç.)

Benealth:altında,altına

There was a lot of tension beneath the surface.

(Dış görünüşün altında çok fazla gerilim var.)

Benefit:fayda,çıkar,yarar

Most parent want to give their children the benefit of a good education.

(Çoğu ebeveyn çocuklarına iyi bir eğitimin faydasını vermeyi isterler.)

Exact:tam,kesin

He’s somebody to be exact.

(O kesin önemli birisi olur.)

Examination:inceleme,muayene

On close examination,it was found that the passport was false.

(İnceleme kapalı,bu pasaportun yanlış olduğu bulundu.)

Excellent:mükemmel

He speaks excellent French.

(O mükemmel Fransızca konuşuyor.)

Exception:istisna

There’s an exception to the rules.

Exhipition:sergi

Have you seen the Picasso exhipition?

(Picasso sergisi gördün mü?)

Exist:var olmak,yaşamak

I don’t think that world exists.

(Bu dünyanın var olduğunu düşünmüyorum.)

Expand:genişlemek,genleşmek,genişletmek

Metals expand when they are heated.

Expense:masraf

We should cut out unnecessary expenses.

(Gereksiz harcamaları kesmeliyiz.)

Expert:uzman

He’s an expert at parking cars in small spaces.

(O küçük boşluklara arabaları park etmede uzman.)

Explain:açıklamak

A dictionary explains the meaning of words.

(Sözlük kelimelerin anlamını açıklar.)

Explode:patlamak,patlatmak

The bomb exploded in the building.

(Binada bir bomba patladı.)

Extent:büyüklük,boyut

From the roof we could see the full extent of the park.

 

Eager:hevesli,istekli

He is eager to meet you.

(O seninle buluşmaya hevesli.)

Edge:kıyı,kenar,uç

I stood at the water ‘s edge.

(Suyun kenarında otururdum.)

Educate:eğitmek

All their children were educated at public schools.

(Onların tüm çocukları halk okulunda eğitildiler.)

Effective:etkili,tesirli

It is  an effective way to reduce energy consumption.

(Enerji tüketimini azaltmak etkili bir yoldur.)

Efficient:verimli,işinin ehli

Our secretary is very efficient.

(Bizim sekreter çok deneyimli.)

Effort:çaba,gayret

They have put  a lot of effort into their garden this summer.

(Bu yaz onlar bahçelerine çok fazla çaba gösterdiler.)

Elbow:dirsek(ceket,palto),dirseklemek,dirseğiyle iteklemek

She elbowed me out of the way to get to the food first.

(Yiyeceği önce almak için beni yolun dışına dirseğiyle itekledi.)

Eldest:en büyüğü

Their eldest child is a boy.

(Onların en büyük çocuğu bir erkek.)

Elect:seçmek

He was elected to Parliament in 1990.

(O Parlamentoya 1990’da seçildi.)

Election:seçim

In America,Presidential elections are held  every four years.

(Amerika da cumhurbaşkanlık seçimleri her dört yılda bir yapılır.)

Element:öğe,unsur

Cost is an important element when we are thinking about holidays.

(Fiyat tatil hakkında düşünürken önemli bir unsur.)

Elemantary:başlangıç

An elementary course in English.

(İngilizce başlangıç kursu.)

Else:başka,daha başka

What else would you like?

(Daha başka ne istersin?)

Embarrass:utandırmak,mahcup etmek,güç duruma sokmak

She was very embarrsed when her child behaved badly in public.

(Onun çocuğu halk içinde kötü şekilde davranınca o çok güç duruma düştü.)

Emphasis:vurgu,önem,ağırlık

There’s a lot of emphasis an science at our school.

(Okullarımızda bilime çok fazla önem var.)

Emplay:çalıştırmak,istihdam etmak

He is emplayed in chocalate factory.

(O bir çikolata fabrikasında çalıştırılıyor.)

Enable:olanak sağlamak,mümkün kılmak

The new law has enabled more women to return to work.

(Yeni yasa daha çok kadının işe geri dönmesine olanak tanıdı.)

Enclose:etrafını çevirmek

The garden is enclosed by a high hedge.

(Bahçe büyük bir çitle etrafı çevrelenmişti.)

Encourage:cesaret vermek,yüreklendirmek,teşvik etmek

The teacher encouraged her students to ask questions.

(Öğretmen sorusunu sorması için öğrencisini cesaretlendiriyordu.)

Endless:bitip tükenmek bilmez

Our plane was delayed for hours and the wait seemed endless.

(Bizim uçağımız sürekli erteleniyordu ve bekleyiş bitip tükenmek bilmez görünüyordu.)

Engaged:nişanlı

We’ve just got engaged.

(Biz sadece nişanlıydık.)

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *