VOCABULARY 3

Abandon:terk etmek,bırakmak.

The search for the missing sailors was abandoned.

(Kayıp denizciler için arama bırakıldı.)

Ability:yetenek,kapasite

An ability to make decisions.

(Karar vemek için bir yetenek.)

Above:yukarısındaki,yukarı,üstteki,yukarıdaki

He looked up at the sky above.

(Yukarısındaki gök yüzüne baktı.)

Abroad:yurt dısına,yurt dısında

My mother has never been abroad.

(Annem hiç yurt dışında bulunmadı.)

Amuse:Eğlendirmek,güldürmek

Everybody laughed but I couldn’t understand what had amused them.

(

Analyse:tahlil etmek,çözümlemek,analiz etmek

The water samples are now being anlysed in a laboratory.

Absence:yokluk,(bir yerde)bulunmamayı,devamsızlık

His absence from the team will greatly weaken it.

(Onun bulunmayışı takımı çok zayıflatacak.)

Absent:bulunmayıp,gelmeyen

He was absent from work.

(O işten gelmemişti.)

Absolute:kesin,salt,mutlak

Absolute perfection.*An absolute majority.

(Kesin mükemmellik.*Bir mutlak sayı farkı.)

Absolutely:kesinlikle,tamamen

I absolutely refuse to believe that.

(Buna inanmayı kesinlikle reddediyorum.)

Ancient:eski,eskiden kalma

Ancient civilizations.*Ancient Roma.

(Eski uygarlıklar.*Eski roma.)

Ankle:ayak bileği

I sprained my ankle.

(Ayak bileğimi burktum.)

Accelerate:hızlanmak,hızlandırmak

I accelerated and left them behind.

(Hızlandım ve onları arkada bıraktım.)

Accent:aksan,şive

In the word”because”the accent is on the second syllable.

( “because” kelimesinde vurgu ikinci hecede.)

Accept:kabul etmek

Please accept this small gift.

(Lütfen bu küçük hediyeyi kabul et.)

Accident:kaza

I hope they haven’t had an accident.

(Umuyorum onlar kaza yapmadılar.)

Announce:bildirmek,ilan etmek

We are pleased to announce the opening of our new department store.

(Yeni büyük mağazamızın açılışını ilan ettiğimiz için memnunuz.)

Annoy:canını sıkmak

It really annoys me when you act so selfishly.

(Sen bencilce davrandığında o canımı gerçekten sıkıyor.)

Accommodation:kalacak yer,yatacak yer

We lived ina rented accommodation.

(Biz kiralanmış bir yerde yaşadık.)

Accompany:Eşlik etmek,birlikte gitmek

Children must be accompanied by an adult.

(Çocuklara bir yetişkin tarafından eşlik edilmeli.)

Accurate:doğru,tam

An accurate description of the house.*The clock isn’t accurate.

(Doğru tür bir ev.*Saat doğru değil.)

Accuse:suçlamak

I accused her of cheating.

(Ben onu hile yapmakla suçladım.)

Anxiety:endişe,kaygı

There are anxieties over the effects of unemployment.

(İşsizliğin etkileri üzerinde kaygılar vardı.)

Anxious:endişeli,kaygılı

I began to get anxious when they still hadn’t arrived at 9 o’clock.

(Onlar saat 9’da halen varmadıklarında endişelenmeye başladım.)

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *