VOCABULARY 6

Negotiation:görüşme,müzakere,pazarlık

The salary is a matter for negotiation.

(maaş müzakere konusu)

Nerve:sinir

You need strong nerves for this job.

(Bu meslek için güçlü sinirlere ihtiyaç var.)

Nervous:asabi,sinirsel

A nervous disorder.

(Sinirsel rahatsızlık.)

Nod:başını sallamak,başıyla onaylamak

“Would you like to come too? he asked, She nodded and slowly got up.”

(“Sen de gelmek ister misin?diye sordu.Başını salladı ve yavaşça kalktı.)

Nonsense:saçma

What   you’re saying is nonsense.

(Söylediklerin saçma.)

Nor: ne de

I received neither a telephone call nor a letter during the whole six months.

(Altı ay boyunca ne bir telefon ne de bir mektup aldım.)

Notice:ilan,duyuru

There’s a notice on the board saying that the meeting has been cancelled.

(Tahtada buluşmanın ertelendiğini söyleyen bir duyuru var.)

Nuisance:büyük dert,baş belası,musibet

What a nuisance!

(Bu ne baş belası.)

Obedient:söz dinleyen

He was an obedient child.

(O söz dinleyen bir çocuktu.)

Obey:itaat etmek

Soldiers are trained to obey orders.

(Askerler emirlere uyarak antrenman yaptılar.)

Objection:itiraz

We listed our objections to the proposed new road.

(Yeni yol yapma önerisi için yapılan itirazlarımızı  listeledik.)

Oblige:mecbur etmek,zorlamak,zorunda bırakmak

You are not obliged to answer these quastions.

(Sorulara cevap vermek zorunda bırakılmadın

Observation:gözleme,inceleme,incelenme

The observation of animals in their natural surroundings.

(Hayvanların doğal çevrelerinde incelenmesi.)

Observe:gözleme,gözlemlemek

They were observed by the back door.

(Kapı arkasından gözlemleniyorlardı.)

Obtain:elde etmek

This book can now be obtained in paperback.

(Bu kitabı şimdi kağıt kapaklı elde edebilirsin.)

Obvious:belli,aşikar,meydanda

It was obvious that he was unwell.

(Onun iyi olmadığı meydandaydı.)

Occasion:vesile,durum,münasebet

I have met Bill on two occasions.

(Bill’e iki vesileyle buluştum.)

Occasional:ara sıra olan,tek tük meydana gelen

I rarely go out  just an occasional film.

(Ben ara sıra yalnızca tek tük meydana gelen filmlere giderim.)

Occupation:oturma

The new houses are now ready for occupation.

(Yeni evler şimdi oturmak için hazır.)

Occupy:oturmak,kullanmak

The house has not been occupied for some months.

(Birkaç ay için ev kullanılmıyor.)

Occur:meydana gelmek,olmak

The accident occured late last night.

(Kaza dün gece geç saatlerde oldu.)

Odd:tuhaf,garip

There’s some thing odd about him.

(Onun hakkında bazı tuhaf şeyler var.)

Offence:suç,kabahat

to commit an offence.

(suç işlemek.)

Offend:kırmak,gücendirmek,kızdırmak

I hope they won’t be offended if I don’t come.

(Umarım, ben gelmezsem kırılmazlar.)

Offer:sunmak,ikram etmek,teklif etmek

He offered his seat to an old lady.

(O kendi koltuğunu yaşlı bir bayana sundu.)

Welfare:esinlik,rahat,iyilik

We are concerned about the child’s welfare.

(çocuğun rahatından endişeliyiz)

Prove:kanıtlamak

It will be difficult to prove that she was lying.

(Onun yalan söylediğini Kanıtlamak zor olacak.)

Province:il,eyalet

Canada has ten provinces.

(Kanada on eyalete sahip.)

Purpose:amaç,maksat

You may only use the telephone for business purposes.

(Telefonunu sadece iş amaçları için kullanabilirsin.)

Pure:saf,katıksız,halis,kesim,temiz

You should drink pure water.

(Temiz su içmelisin.)

Ripe:hazır olgun

The country is ripe for a change of leader.

(Ülke lider değişikliğine hazır.)

Rival:rakip

They’re business rivals.

(Onlar iş rakipleri.)

Ruin:enkaz,harabe

The city was in a state of ruin.

(Şehir enkaz durumu halindeydi.)

Rumour:söylenti,rivayet

There’s a rumour going round that the firm is going to close.

(Firmanın kapanacağına dair bir söylenti dolaşıyor.)

Xerox:fotokobi

Xerox of the letter.

(Mektubun fotokopisi.)

Suspicious:şüpheli,kuşkulu

We became suspicious of his behaviour and alerted the police.

 

Valid:geçerli

This passport is valid for one only.

(Bu pasaport bir kere için geçerlidir.)

Vanish:gözden kaybolmak,ortadan kaybolmak

When he turned round,the two men had vanished.

(

Variation:eşitlik,farklılık,iniş çıkış

There was a lot of  variation in the examination results.

 

Variety:değişiklik,çeşitlilik

There’s so much variety in my new job.

(Yeni işimde çok çeşitlilik var.)

Various:çeşitli,farklı,türlü

Our shop sells hats in various shapes,colours and sizes.

(Bizim mağazamız farklı kalıp,renk ve büyüklükte şapkalar satar.)

Vast:çok büyük,muazzam,uçsuz buçaksız,engin

a vast country

(çok büyük bir ülke)

Vehicle:araç,taşıt,vasıta

The newspaper has become a vehicle for Conservative opinion.

 

Verse: nazım,koşuk

He wrote his Valantine’s massage in verse.

(O sevgililer günü mesajını nazım halinde yazdı)

Vertical:dikey,düşey

The cliff was almost vertical.

(Uçurum neredeyse dikeydi.)

Handle:ele almak, başa çıkmak)

I don’t really know how to handle her.

(onunla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum)

Hesitate:tereddüt etmek

He hesitated before going into the room.

(O önceden odasına girmeye tereddüt etti.)

Dedicated:kendini adamış

She’s dedicated to her children.

(O çocuklarına kendini adamış.)

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *